Trafik ve dijital cihazlar

by Tsh 23. August 2016 04:53

Trafik ortamında dikkatli olmak her zaman çok önemlidir. Sokağa çıktığımız andan itibaren, trafik güvenliği bakımından çeşitli risklere ve tehlikelere maruz kalırız. Bunların önüne geçmek adına, duyularımızın ve algılarımızın açık olması ve dikkatimizi toplamamız gerekir.

Çağımızda hemen hemen herkesin kullandığı dijital cihazlar, hayatımızı kolaylaştırdığı ve eğlence kaynağı olduğu halde, trafik güvenliği açısından çeşitli riskler ve tehlikeler de arz etmektedir. Bu riskleri ve tehlikeleri, yaya, yolcu ve sürücü başlıkları altında ele alacağız.

Trafik güvenliği dendiğinde yayalar en çok göz ardı edilen yol kullanıcılarının başında gelmektedir çünkü çoğunlukla sürücülere odaklanılmaktadır. Oysa son dönemlerde karayollarında can veren yayaların sayısında ciddi artış dikkat çekmektedir. Yaya ölümlerinin nedenlerinin başında aniden yola çıkma gelmektedir. Yaya sıfatıyla yolları kullandığımız zaman, elimizdeki cep telefonu, müzik çalar, video oynatıcı veya taşınabilir oyun konsolu gibi dijital cihazları hareket halindeyken kullanmaya devam etmek dikkat dağınıklığında büyük pay sahibi olabilmektedir. Yürürken, daha da kötüsü karşıdan karşıya geçerken müzik parçası değiştirmeye çalışan, mesajlaşan, video izlemeye veya oyun oynamaya devam eden yayaların dikkatini trafiğe veremeyeceği açıktır. Bir yeri bulmaya çalışırken harita uygulamalarını kullanan yayalar da dikkatlerini öncelikle trafiğe vermelidir. Unutmamalıyız ki, can güvenliği her şeyden önce gelir. Öte yandan, dijital cihazların kullanımını yalnızca trafik güvenliği açısından değil, diğer yayaların hakları ve rahatı açısından da ele almak gerekir. Dar bir kaldırımda elindeki cihazla ilgilendiği için çevresindeki yayaları olumsuz etkileyen bir kişi, toplu taşıma araçlarında kulaklıksız veya kulaklıkla ama yüksek sesle müzik dinleyen, video izleyen veya oyun oynayan bir kişi elbette başkalarını rahatsız edecektir.

Yolcu olarak dijital cihazların kullanılması da önem taşımaktadır. Özellikle şehir içi toplu taşıma araçlarında dijital cihazlara dalarak ineceği durağı son anda fark etmek ve tehlikeli hareketlere kalkışmak, yolcular adına en olumsuz durumların başında gelmektedir. Dijital cihazlar toplum içinde kullanılırken, başkalarına rahatsızlık vermemek de en önemli konuların başında gelmektedir. Uzun bir şehirlerarası yolculukta uzun süre günlük olaylar hakkında sohbet etmek, diğer yolcuları rahatsız eder. Kullanılan cihazların sessiz moduna alınması da medeni bir davranıştır. Özel araçlarda yolculuk ederken öncelikle sürücünün rahatını düşünerek hareket etmek ve dijital cihazları bu doğrultuda kullanmak, navigasyon ve eğlence sistemi gibi cihazların kontrolünde yolcunun rol üstlenmesi, sürüş güvenliğini artıracaktır.

Dijital cihazları sürücü koltuğunda kullanmak çok riskli ve tehlikelidir. Direksiyon başında telefonla konuşmak, mesajlaşmak, oyun oynamak, metin okumak gibi davranışlar sürücünün dikkatinin dağılmasına neden olur ve çarpışmaya yol açabilir. Dijital cihazların kullanımı sırasında sürücüler daha fazla hata yapmakta, bazı tehlikeli durumların ya hiç farkına varamamakta ya da önlem almakta geç kalmaktadırlar. Yapılan bir araştırmaya göre bu gecikme çevresel koşullara, aracın o andaki hızına ve sürücünün yaşına bağlı olarak 0,6 saniyeden 0,9 saniyeye kadar artabilmektedir. Saatte 60 km hızla giden bir otomobilin sürücüsünün frene basmasının bu kadar gecikmesi durma mesafesinin 15 metre artması demektir. Aynı araştırmada cep telefonuyla konuşan bir sürücünün çevresindeki tehlikeli durumların bazılarını hiç fark edemediği görülmüştür. Buna göre sürücülerin basit bir arama yaparken %20, zihni çok fazla meşgul eden bir görüşme yaparken ise %29 olasılıkla tehlikeli bir durumu gözden kaçırabileceği bulunmuştur. Cep telefonunu kullanımı yalnızca numara çevirirken ya da konuşurken değil, telefon beklerken ve görüşme bittikten sonraki süre içinde bile çarpışma riskini arttırıcı bir etki yapmaktadır. 699 sürücü üzerinde yapılan bir başka araştırmada görüşme bittikten sonraki 5 dakika içinde çarpışma olasılığının 4,8 kat, 15 dakika içinde ise 1,3 kat daha fazla olduğu bulunmuştur. Birçok araştırmada doğrulanan başka bir bulgu ise, eller serbest modunda kullanılan telefonların çarpışma riski açısından hiçbir yarar sağlamamasıdır. Çünkü sürücü için eylemin dikkat dağıtıcı olan yönü telefonun fiziksel özellikleri değil, konuşmanın yoğunluğudur. Sürücünün deneyimli olması, cep telefonu veya başka bir dijital cihazı kullanmaya alışkın olması da riski azaltmaya yetmemektedir. Hem telefon kullanmaya alışkın hem de deneyimli sürücüler oldukları halde, bu kişilerin iki-üç kat daha fazla hata yaptıkları gözlenmiştir. Son yıllarda yapılan araştırmalar cep telefonu veya başka bir dijital cihazın kullanımının kişiyi fiziksel olarak meşgul etmesinden çok, artan zihinsel faaliyet ve buna bağlı olarak dikkatin dağılması nedeniyle çarpışma riskini arttırdığına işaret etmektedir. Bu nedenle en etkili önlem, araç kullanırken cep telefonunu veya dikkatinizi dağıtabilecek diğer dijital cihazları kapalı tutmaktır.

* Şu kaynaktan uyarlanmıştır: Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı (www.trafik.gov.tr) (Erişim tarihi: 2 Ağustos 2016)

Tags: , ,

Trafikte yaya olmak

by Tsh 1. April 2016 10:00

Güvenliğiniz her şeyden önce gelir!

Veriler, 2003 ila 2014 yılları kıyaslandığında, yayaların trafik çarpışmalarındaki kusur oranının, %2.32’den %8,99’a yükseldiğini göstermektedir. 2014 yılında maddi hasarla sonuçlanan çarpışmaların bu hesaplamaya dâhil edilmemesi, yayaların çok daha fazla çarpışmaya yol açmış olabileceğine işaret etmektedir. Riskli ve tehlikeli yaya davranışları arasında trafik ışık ve işaretlerine uymama, aniden yola çıkma ve duran iki araç arasından karşıya geçme bulunmaktadır. Ne yazık ki, yayalar trafik ortamındaki en savunmasız ve en kolay incinen gruptur. Bu yüzden, yaya olarak öncelikle kendi can güvenliğimiz için, sonra da başkalarını tehlikeye atmamak için, gerekenden çok daha fazla duyarlılık gösterin. Güvenliğinizin her şeyden önce geldiğini unutmayın.

Yayayken güvenliğinizi sağlamak için ne yapabilirisiniz?

Yayayken aşağıdaki kural ve ilkelere uyarak, trafik ortamındaki herkesin güvenliğine katkıda bulunabilirsiniz:

Kaldırım varsa, mutlaka kaldırımdan yürüyün.

Kaldırımda iki veya daha fazla kişi bir arada yürüyorsanız, diğer yayaların geçişini engellememek için yan yana yürümeyin.

Kaldırım bulunmayan yollarda, kendi gidiş yönünüze göre yolun sol kenarından yürüyün.

Özellikle gece gibi görüşün az olduğu durumlarda, ışığı yansıtan, açık renk kıyafet giyerek veya elinizde ışık taşıyarak önlem alın.

Karşıya geçmek için mutlaka yaya alt ve üst geçitlerini kullananın.

Alt ve üst geçit yoksa sırasıyla ışıklı trafik işareti bulunan geçitleri, yaya geçitlerini, okul geçitlerini, kavşak giriş ve çıkış yerlerini ve akan trafiğin net olarak görünebileceği yerleri kullanın.

Trafik görevlisi varsa, işaretlerine mutlaka uyun.

Trafik görevlisi ve ışığı yoksa önce sola, sonra sağa bakın; geçiş sırasında da sola-sağa bakarak, koşmadan ama hızlı adımlarla geçin.

Duran taşıtların önünden ve arkasından, duran iki taşıtın arasından karşıya geçmeyin.


Tags: , ,

Takip mesafesi

by Tsh 22. October 2015 06:58

Takip mesafesi nedir?

Seyir halindeki iki araçtan önde giden aracın aniden durması halinde, arkadaki aracın güvenle yavaşlaması ve durabilmesi için iki araç arasında bırakılması gereken asgari mesafeye takip mesafesi denir. Takip mesafesini doğru ayarlamak, tüm yol kullanıcılarının güvenliği için çok önemlidir.

Frene basana kadar ve bastıktan sonra aracınızın ne kadar yol kat edeceği, toplamda ne kadar mesafede duracağı takip mesafesiyle ilgilidir. Bu yüzden, takip mesafesi sürüş faktörleri açısından en önemli kuralların başında gelir.

Herhangi bir durumda, sürüş esnasında sürücünün ayağını gaz pedalından çekmesi ile fren pedalına basması arasında geçen süreye reaksiyon süresi; bu sürede kat edilen mesafeye de reaksiyon mesafesi denir. Fren pedalına bastıktan sonra aracın durana kadar kat ettiği mesafeye de fren mesafesi denir. Durma mesafesi, reaksiyon mesafesi ile fren mesafesinin toplamıdır.

Hız arttıkça, reaksiyon mesafesi ve fren mesafesi artar. Reaksiyon mesafesi genel olarak, seyir hızının ilk hanesinin üçle çarpılmasıyla bulunur.

Hız

Reaksiyon Mesafesi

30 km/s

3x3

9 Metre

50 km/s

3x5

15 Metre

70 km/s

3x7

21 Metre

90 km/s

3x9

27 Metre

110 km/s

3x11

33 Metre

Yukarıdaki reaksiyon mesafelerini kısaltmak genelde mümkün değildir.

Fren mesafesi, aracın hızına, yolun yüzeyine, yolun eğimine, fren ve lastiklerin durumuna ve sürücünün deneyimine göre değişir. Bir sürücünün reaksiyon ve fren mesafesini kısaltabilmek için yapabileceği şeyler sınırlıdır: Belirli bir hızda giden bir araç, belirli bir mesafede durabilir; bu fizik kurallarıyla sabittir. Aşağıdaki grafik, ıslak ve kuru asfalt yolda, reaksiyon, fren ve durma mesafelerini özetlemektedir.

Aynı koşullar altında:

Hızınızı 2 misli artırmanız, fren mesafesini 4 kat,

Hızınızı 3 misli artırmanız, fren mesafesini 9 kat,

Hızınızı 4 misli artırmanız, fren mesafesini 16 kat,

Hızınızı 5 misli artırmanız, fren mesafesini 25 kat artırır.

Takip mesafesini kullandığınız aracın özellikleri, hava ve yol koşullarına göre ayarlayın, ne sizin ne de başkalarının hayatını tehlikeye atın.

Takip mesafesini nasıl ayarlayabilirim?

Takip mesafesini ayarlamak için pratik yöntemler geliştirilmiştir. Bunlardan en basiti ve kullanışlısı, ’88-89’ kuralıdır.

Takip ettiğiniz araç, yol kenarındaki bir sabit nesnenin yanından geçer geçmez, normal hızda 88-89 diye saydığınızda o nesnenin bulunduğu noktaya geliyorsanız, yeterli takip mesafesi bıraktığınız varsayılır. Bununla birlikte, sürücülerin seyir halinde bu kuralı hatasız uygulamaları mümkün olmadığından, her zaman tedbirli davranmalı ve önerilenden fazla takip mesafesi bırakmanız tavsiye edilir.

Araç kullanırken istediğiniz yerde durabilmek için, asgari takip mesafenizi koruyun.

Tags: , , , ,

Günlük yaşamda, iş yerinde, trafikte sağlık ve güvenlik kültürü

by Tsh 30. September 2014 11:37

Olumlu, güçlü bir sağlık&güvenlik kültürü oluşturabilir miyiz? 

Güvenlik kültürünün bir referans ve çerçeve oluşturarak, bir zemin yaratarak, insanların tutumlarını ve dolayısıyla günlük yaşam davranışlarını etkilediği, önleyici yaklaşımların içselleştirilmesi, bunların insanların inanışı haline dönüştürülmesi gerektiği bilim ve uygulamacı çevrelerce kabul edilmektedir.  

Güvenlik kültürü kavram ilk kez Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun  (IAEA) Nükleer Güvenlik  Danışma Grubu (INSAG) tarafından Çernobil faciası hakkında 1989 da hazırlanan raporda yer almıştır. INSAG kavramı tanımlarken;  "güvenlik kültürünün yapısal olduğu kadar yaklaşımsal da olduğunu” belirtir. Benzer bir başka raporunda “Çernobil kazası sadece Çernobil reaktöründen değil, güvenlik kültürünün yetersizliğinden dolayı cereyan etmiştir. Güvenlik kültürü, nükleer güç reaktöründe çalışma ve geliştirmede söz sahibi olan yönetici tutumlarından başlayarak toptan bir adanmışlık gerektirmektedir” der.

Bu tanım ve açıklamaların içinde yer alan doneler incelendiğinde güvenlik kültürü kavramı rahatça anlaşılabilir.  Kültür, "hem organizasyonlara hem de bireylere ilişkin” dir. “Bireyler” sadece trafikteki sürücü, inşaatta çalışan duvar ustası, madenci olanlar değildir, bireylerin bir kısmı da yöneticilerdir. Davranışlar, kültürün görünen yüzüdür, oysa kültür kolayca fark edilen özellikleri yanında derinlemesine anlaşılmayı bekleyen katmanları da içinde barındırmaktadır. Bir sonuç olan güvenli davranışlar, sağlık ve güvenlik kültürünün olumlu olduğu ortamlarda sağlanabilir. Dolayısıyla davranış odaklı güvenlik, sağlık ve güvenlik kültürünün sadece bir parçasıdır.

Güvenlik kültürü kavramına biraz daha yakından bakmaya devam edersek; kavramı ortaya atan IAEA’a göre bir işyerinde sağlık&güvenlik kültürünü anlamak için üç seviyede inceleme yapılmalıdır;  politika seviyesinde güvenlik politikaları, yönetim yapısı, kaynaklar ve kendine özgü düzenlemeler, yönetimin bağlılığı seviyesinde sorumlulukların tanımlanması, uygulamaların kontrolü, nitelikler ve eğitim, ödüllendirme, denetim, gözden geçirme ve karşılaştırma, üyelerin bireysel bağlılığı seviyesinde tutumlar, iletişim, basiretli yaklaşım. 

Bu açıklamalar, dünya çapınca bilinen nükleer kazaların arka planını oluşturan güvenlik kültürü kavramının fazlasıyla önemli olduğunu ortaya koyuyor. Sadece dünya çapında felaketlerde değil, ülkemizde trafikte bir yerden bir yere giderken, çalışırken, kısacası rutin günlük yaşamı sürdürürken başımıza gelenler, yaşanan kayıplarda da “güvenlik kültürü” kavramını tekrar ve yakinen fark ediyoruz; daha dün Malatya’da yaşanan bir trafik kazasında ölen 6 kişi, geçen hafta İstanbul’da bir inşaatta düşen asansörde can veren 10 işçi ve geçen baharda Soma’da madende ölen 301 madenci, ve daha önceki sayısız olayda benzer  biçimde aslında “önlenebilir” olan önlenemediği, bir dizi iş eksik yapıldığı ve bu eksik yapılma hali toplumu oluşturan her birimiz tarafından pek de önemli bir kusur olarak algılanmadığı  için öldüler. Bazı yöneticiler bu kayıpların bazılarını “kader” ile ilişkilendirdiler, oysa, olayların arka planında yapısal, yönetsel nedenler bulunduğu görülebilmektedir.  

Farklı ülkeleri ziyaret eden herkesin rahatça fark edebileceği gibi, bazı ülkelerde sağlık ve güvenliğe dair çok farklı, olumlu günlük yaşam pratikleri dikkat çekmektedir. Bu durum, “davranış normları “ kavramı ile açıklanabilir. Normlar, bireylere günlük yaşamda neyi nasıl yapmaları gerektiğini belirten “doğru” yolları ve değerleri öğretir, toplumda neyin kabul edileceğini, neyin kabul görmediğini normlar belirler. Toplumsal normlar, güvenlik ve sağlıkla ilgili ortamı etkilemektedir.  Bu “normlar” nasıl oluşmaktadır o halde? 

Bir toplumda, bir şehirde veya bir işyerinde sağlık ve güvenliğe ilişkin ortaya çıkan sonuçlar, oraya özgü olan, olumlu ya da olumsuz özellikler taşıyan sağlık ve güvenlik kültüründen etkilenmektedir. Toplumsal kültürün bir fonksiyonu olarak sağlık ve güvenliği destekleyen inançlar, değerler, kabuller ve yönetim tarzı, bireylerin davranışlarını, günlük yaşamdaki, trafikteki, çalışırken vb. tüm davranışları olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. Olumlu yönde olan etki, kaza sayılarında azalma, emniyetli yaşam kurallarına ve süreçlere uyumda artış, sağlık ve güvenlik çalışmalarına katılım, güvenli davranışlarda artış, vb. göstergelerden izlenebilir. 

Bireylerin güvenliğe ve sağlığa olan ilgisi ve bu konudaki hassasiyetleri, üyesi oldukları hakim kültürün özelliklerinden de etkilenecektir Ulusal kültürlerin farklılıklarını beş boyutta inceleyerek işletme yönetimi açısından ele alan Hofstede, “belirsizlikten sakınma derecesi” olarak belirlediği kültürel boyutu risk alma davranışı ile ilişkilendirmektedir. Bu özellik, Türkiye benzeri  ulusal kültürlere mensup olan çalışanların sağlıklı ve güvenli çalışma davranışları açısından belirleyici olabilir. Türkiye kültürünün belirsizlikten sakınma derecesi oldukça yüksektir. Benzer kültürlerin mensupları risk taşıyan davranışları benimserler, örneğin trafikte hız yapmak ile belirsizlikten kaçınma derecesinin yüksekliği arasında pozitif korelasyon vardır ve hız risk içerir. 

Kültürel sistemler bir yandan davranışın ürünü, diğer yandan ise gelecekteki davranışın koşullayıcısıdır. Yönetsel yaklaşım ve uygulamalar sağlık ve güvenlik davranışlarının oluşumunu etkiler. Sağlık ve güvenlik kültürünün bireylere ilişkin olmasının yanında organizasyona ilişkin   oluşunu ihmal edersek, vatandaşların, çalışanların davranışlarından salt kendilerini sorumlu tutarsak olumlu özellikler taşıyan güvenlik kültürümüzü oluşturmamız mümkün olmaz. Kültürel değişimin nasıl sağlanacağı düşünüldüğünde,  değişimin yönetimin kararlılığı olmadan gerçekleştirilemeyeceği ortaya çıkar. Kültürel değişim  kısa sürede sağlanamaz. Yeterli çaba ve zaman harcanan kültür değişimi programlarından olumlu ve sürdürülebilir sonuçlar alınabilir. Kültür değişimi programlarında, kampanyalar yoluyla sağlık ve güvenliğin önde tutulacağına ilişkin kararlılık vatandaşlar, kamuoyu ve diğer paydaşlarla paylaşılabilir. Kampanyalar, bir dizi iletişim etkinliklerinden oluşur ve içeriklerin  kültüre uyumlu oluşturulması gerekir. Kültür değişimi için çok önemli olan eğitim çalışmaları, amaç ve hedefleri belirlenmiş, eğitilenlere özgü farklılıklar dikkate alınarak yöntem ve malzemesi geliştirilmiş, uygulamaya dönük davranış değişikliği yaratmaya niyetlenen, etkinliğinin ve işe yararlığının değerlendirilmesi gereken  planlı aktiviteler olarak düzenlendiğinde kültürün dönüştürülmesinde önemli bir araçtır. 

Ülkemize yönelik sağlık ve güvenlik kültürüne ait parametrelerin iyi anlaşılabilmesi, gerek kamu yönetiminin gerek kurumsal sosyal sorumluluk alanında trafik gibi konularda destek veren işletme yönetimlerinin kararlılığı ve desteği ile, uygun iletişim süreç ve araçlarının tasarımıyla olumlu yönde sağlık ve güvenlik kültürünün dönüştürülmesine olanak sağlayacaktır. 


Elif SUNGUR

T.C. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi
eyapicier@maltepe.edu.tr

Tags: , ,


Trafikte her an, sorumlu davran!

Son Yazılar