Trafikte geçme ve geçilme

by Tsh 22. January 2016 11:43

 

  • Öndeki aracı geçme

Hepimiz çeşitli nedenlerle öndeki aracı geçme ihtiyacı duyabiliriz. Öndeki aracı geçerken aşağıdaki kurallara uymamız, trafikte kendimizi ve başkalarını tehlikeye atmamak adına büyük önem arz ediyor.

- Geçmede kullanılacak yol kesiminde geçme yasağının olmamalıdır.

- Arkadan gelen bir başka sürücü kendisini geçmeye başlamamış olmalıdır.

- Geçilecek araç başka bir aracı geçiyor olmamalıdır.

- Geçme için kullanılacak şeridin ilerisi yeteri kadar görüşe açık ve boş olmalıdır.

- Geçiş, geçilen araç için büyük bir güçlük doğurmamalıdır.

- Araçların hız farkları ve uzunlukları itibariyle geçiş için yeterli mesafe bulunmalıdır.

- Başka araçları geçmeye çalışırken tedbirli davranınız, kimsenin hayatını tehlikeye atmayınız.

  • Geçilme

Trafikte seyrederken, hız sınırları ve yol koşulları doğrultusunda sizden daha hızlı gitmek isteyen araçlar bulunabilir. Bu durumlarda, geçme manevrasının güvenle tamamlanması için, geçilen aracın sürücüsüne düşen görevler de vardır. 

Geçilen aracın sürücüsü;

- İki yönlü karayolunda, taşıt yolunun, sağ kenarına yakın gitmelidir.

- Dörtten fazla şeritli ya da bölünmüş karayollarında bulunduğu şeridi izlemeli, şerit değiştirmemelidir.

- Bir başka aracı geçmeye veya sola dönmeye çalışmamalıdır.

- Hızını arttırmamalıdır.

- Dar taşıt yollarıyla, trafiğin yoğun olduğu karayollarında yavaş seyreden araçlar, diğer araçların kolay ve güvenli geçişleri için, sağa yanaşmalı, daha da yavaşlamalı ve hatta gerekiyorsa durmalıdır.

 

Başka sürücülerin geçişlerini güvenle tamamlamalarına yardım ediniz, hem sizin hem de başkalarının hayatını koruyunuz.

Tags: , , ,

Günlük yaşamda, iş yerinde, trafikte sağlık ve güvenlik kültürü

by Tsh 30. September 2014 11:37

Olumlu, güçlü bir sağlık&güvenlik kültürü oluşturabilir miyiz? 

Güvenlik kültürünün bir referans ve çerçeve oluşturarak, bir zemin yaratarak, insanların tutumlarını ve dolayısıyla günlük yaşam davranışlarını etkilediği, önleyici yaklaşımların içselleştirilmesi, bunların insanların inanışı haline dönüştürülmesi gerektiği bilim ve uygulamacı çevrelerce kabul edilmektedir.  

Güvenlik kültürü kavram ilk kez Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun  (IAEA) Nükleer Güvenlik  Danışma Grubu (INSAG) tarafından Çernobil faciası hakkında 1989 da hazırlanan raporda yer almıştır. INSAG kavramı tanımlarken;  "güvenlik kültürünün yapısal olduğu kadar yaklaşımsal da olduğunu” belirtir. Benzer bir başka raporunda “Çernobil kazası sadece Çernobil reaktöründen değil, güvenlik kültürünün yetersizliğinden dolayı cereyan etmiştir. Güvenlik kültürü, nükleer güç reaktöründe çalışma ve geliştirmede söz sahibi olan yönetici tutumlarından başlayarak toptan bir adanmışlık gerektirmektedir” der.

Bu tanım ve açıklamaların içinde yer alan doneler incelendiğinde güvenlik kültürü kavramı rahatça anlaşılabilir.  Kültür, "hem organizasyonlara hem de bireylere ilişkin” dir. “Bireyler” sadece trafikteki sürücü, inşaatta çalışan duvar ustası, madenci olanlar değildir, bireylerin bir kısmı da yöneticilerdir. Davranışlar, kültürün görünen yüzüdür, oysa kültür kolayca fark edilen özellikleri yanında derinlemesine anlaşılmayı bekleyen katmanları da içinde barındırmaktadır. Bir sonuç olan güvenli davranışlar, sağlık ve güvenlik kültürünün olumlu olduğu ortamlarda sağlanabilir. Dolayısıyla davranış odaklı güvenlik, sağlık ve güvenlik kültürünün sadece bir parçasıdır.

Güvenlik kültürü kavramına biraz daha yakından bakmaya devam edersek; kavramı ortaya atan IAEA’a göre bir işyerinde sağlık&güvenlik kültürünü anlamak için üç seviyede inceleme yapılmalıdır;  politika seviyesinde güvenlik politikaları, yönetim yapısı, kaynaklar ve kendine özgü düzenlemeler, yönetimin bağlılığı seviyesinde sorumlulukların tanımlanması, uygulamaların kontrolü, nitelikler ve eğitim, ödüllendirme, denetim, gözden geçirme ve karşılaştırma, üyelerin bireysel bağlılığı seviyesinde tutumlar, iletişim, basiretli yaklaşım. 

Bu açıklamalar, dünya çapınca bilinen nükleer kazaların arka planını oluşturan güvenlik kültürü kavramının fazlasıyla önemli olduğunu ortaya koyuyor. Sadece dünya çapında felaketlerde değil, ülkemizde trafikte bir yerden bir yere giderken, çalışırken, kısacası rutin günlük yaşamı sürdürürken başımıza gelenler, yaşanan kayıplarda da “güvenlik kültürü” kavramını tekrar ve yakinen fark ediyoruz; daha dün Malatya’da yaşanan bir trafik kazasında ölen 6 kişi, geçen hafta İstanbul’da bir inşaatta düşen asansörde can veren 10 işçi ve geçen baharda Soma’da madende ölen 301 madenci, ve daha önceki sayısız olayda benzer  biçimde aslında “önlenebilir” olan önlenemediği, bir dizi iş eksik yapıldığı ve bu eksik yapılma hali toplumu oluşturan her birimiz tarafından pek de önemli bir kusur olarak algılanmadığı  için öldüler. Bazı yöneticiler bu kayıpların bazılarını “kader” ile ilişkilendirdiler, oysa, olayların arka planında yapısal, yönetsel nedenler bulunduğu görülebilmektedir.  

Farklı ülkeleri ziyaret eden herkesin rahatça fark edebileceği gibi, bazı ülkelerde sağlık ve güvenliğe dair çok farklı, olumlu günlük yaşam pratikleri dikkat çekmektedir. Bu durum, “davranış normları “ kavramı ile açıklanabilir. Normlar, bireylere günlük yaşamda neyi nasıl yapmaları gerektiğini belirten “doğru” yolları ve değerleri öğretir, toplumda neyin kabul edileceğini, neyin kabul görmediğini normlar belirler. Toplumsal normlar, güvenlik ve sağlıkla ilgili ortamı etkilemektedir.  Bu “normlar” nasıl oluşmaktadır o halde? 

Bir toplumda, bir şehirde veya bir işyerinde sağlık ve güvenliğe ilişkin ortaya çıkan sonuçlar, oraya özgü olan, olumlu ya da olumsuz özellikler taşıyan sağlık ve güvenlik kültüründen etkilenmektedir. Toplumsal kültürün bir fonksiyonu olarak sağlık ve güvenliği destekleyen inançlar, değerler, kabuller ve yönetim tarzı, bireylerin davranışlarını, günlük yaşamdaki, trafikteki, çalışırken vb. tüm davranışları olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. Olumlu yönde olan etki, kaza sayılarında azalma, emniyetli yaşam kurallarına ve süreçlere uyumda artış, sağlık ve güvenlik çalışmalarına katılım, güvenli davranışlarda artış, vb. göstergelerden izlenebilir. 

Bireylerin güvenliğe ve sağlığa olan ilgisi ve bu konudaki hassasiyetleri, üyesi oldukları hakim kültürün özelliklerinden de etkilenecektir Ulusal kültürlerin farklılıklarını beş boyutta inceleyerek işletme yönetimi açısından ele alan Hofstede, “belirsizlikten sakınma derecesi” olarak belirlediği kültürel boyutu risk alma davranışı ile ilişkilendirmektedir. Bu özellik, Türkiye benzeri  ulusal kültürlere mensup olan çalışanların sağlıklı ve güvenli çalışma davranışları açısından belirleyici olabilir. Türkiye kültürünün belirsizlikten sakınma derecesi oldukça yüksektir. Benzer kültürlerin mensupları risk taşıyan davranışları benimserler, örneğin trafikte hız yapmak ile belirsizlikten kaçınma derecesinin yüksekliği arasında pozitif korelasyon vardır ve hız risk içerir. 

Kültürel sistemler bir yandan davranışın ürünü, diğer yandan ise gelecekteki davranışın koşullayıcısıdır. Yönetsel yaklaşım ve uygulamalar sağlık ve güvenlik davranışlarının oluşumunu etkiler. Sağlık ve güvenlik kültürünün bireylere ilişkin olmasının yanında organizasyona ilişkin   oluşunu ihmal edersek, vatandaşların, çalışanların davranışlarından salt kendilerini sorumlu tutarsak olumlu özellikler taşıyan güvenlik kültürümüzü oluşturmamız mümkün olmaz. Kültürel değişimin nasıl sağlanacağı düşünüldüğünde,  değişimin yönetimin kararlılığı olmadan gerçekleştirilemeyeceği ortaya çıkar. Kültürel değişim  kısa sürede sağlanamaz. Yeterli çaba ve zaman harcanan kültür değişimi programlarından olumlu ve sürdürülebilir sonuçlar alınabilir. Kültür değişimi programlarında, kampanyalar yoluyla sağlık ve güvenliğin önde tutulacağına ilişkin kararlılık vatandaşlar, kamuoyu ve diğer paydaşlarla paylaşılabilir. Kampanyalar, bir dizi iletişim etkinliklerinden oluşur ve içeriklerin  kültüre uyumlu oluşturulması gerekir. Kültür değişimi için çok önemli olan eğitim çalışmaları, amaç ve hedefleri belirlenmiş, eğitilenlere özgü farklılıklar dikkate alınarak yöntem ve malzemesi geliştirilmiş, uygulamaya dönük davranış değişikliği yaratmaya niyetlenen, etkinliğinin ve işe yararlığının değerlendirilmesi gereken  planlı aktiviteler olarak düzenlendiğinde kültürün dönüştürülmesinde önemli bir araçtır. 

Ülkemize yönelik sağlık ve güvenlik kültürüne ait parametrelerin iyi anlaşılabilmesi, gerek kamu yönetiminin gerek kurumsal sosyal sorumluluk alanında trafik gibi konularda destek veren işletme yönetimlerinin kararlılığı ve desteği ile, uygun iletişim süreç ve araçlarının tasarımıyla olumlu yönde sağlık ve güvenlik kültürünün dönüştürülmesine olanak sağlayacaktır. 


Elif SUNGUR

T.C. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi
eyapicier@maltepe.edu.tr

Tags: , ,

Trafikte yeni sistem: eCALL

by Tsh 13. May 2014 12:24

Bilindiği gibi her yıl binlerce insanımız trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Trafik kazalarının nedenleri arasında sürücü, yaya, yolcu, yol, taşıt veya çevre faktörleri sıralanabilir. Ancak bu kazaların oluşmasının en önemli etkeni insandır.

Konu insan olunca trafik kazalarındaki en acı tablo can kayıplarıdır. Trafikte yeni sistem olarak adlandırılan eCall sistemiyle çok daha fazla hayat kurtarılması hedeflenmektedir. 

Peki eCall sistemi nedir?

eCall, “Emergency Call” kelimelerinin kısaltılmasından doğmuştur. Emergency call ise acil çağrı anlamındadır.

eCall sistemi nasıl çalışır?

Avrupa Birliği Komisyonu bu eCall sistemini hayata geçirmeye başlamıştır. 2015 yılının Ekim ayında artık bu sistem Avrupa’da tüm otomobil ve ticari araçlarda zorunlu olacaktır. Bu yeni sistem ile trafik kazalarında çok daha fazla can kurtarılması hedeflenmektedir.

Bu sistem mobil telefon ünitesi, GPS sistemi ve anten bağlantısının yer aldığı bir kutudan oluşmaktadır. Ayrıca kazadan sonra sistem otomatik olarak 112’yi aradığında araçtaki hoparlör ve mikrofon üzerinden konuşma imkânı sağlamaktadır. 

Bu sistem ile bir aracın trafik kazası yapması durumunda otomatik olarak 112’yi arayarak aracın bulunduğu yerin konum bilgisini ve hasar var ise hasarın büyüklüğü hakkında 112 çağrı merkezlerine bilgi aktaracaktır. Sistem ile sürücü baygın haldeyken bile, 112 acil çağrı merkezini arayabilecektir. Araca yerleştirilen sensör sayesinde merkez görevlileri araçtaki GPS sistemiyle kazaya uğrayan aracın nerede olduğunu, hasarın büyüklüğünü tespit edebileceklerdir. eCall çağrısı alındıktan sonra ise polis, jandarma, ambulans ve itfaiye görevlilerine kazaya ilişkin bilgi ulaşabilecektir.

Ülkemizde ise İçişleri Bakanlığımız bu sistemi HeERO projesiyle 15 Avrupa ülkesiyle yürütmektedir. Bu sistem ile her yıl 2500 kişinin kurtarılabileceği düşünülmektedir. Sadece yaralanan kişilerin kurtarılması değil, aynı zamanda uçuruma yuvarlanan ya da denize uçan bir aracın da bulunması sağlanabilecektir. Ayrıca ileride çalıntı araçların takibi için bile kullanılabileceği söylenmektedir. Bu çalışmaların “artan trafik kazaları ve can kayıpları göz önüne alındığında” insanlığa yapılan en büyük hizmetlerden biri olduğu kuşkusuz ortadadır.

 

Kaynaklar:

http://www.ec.europa.eu

http://www.ec.europa.eu/commission-2010-2014

http://www.akttüel.com.tr

http://www.dw.de/tartışmalı-hayat-kurtarma-sistemi/a-16887550

 

Aslı Parmak

Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği Hukuk Komisyonu Başkanı

Tags: ,


Trafikte her an, sorumlu davran!

Son Yazılar