HAYATIMDA YAPTIĞIM EN AHLAKLI İŞ

by Tsh 13. September 2011 05:37

Trafikte Sorumluluk Hareketi kampanya filmlerinin yönetmeni Ezel Akay çok ses getiren ve bundan daha iyisi zor yapılır dedirten "Kaza" filminden sonra, bir o kadar iddialı ve sarsıcı ikinci bir filmle de gündeme damgasını vurmaya hazırlanıyor. Üstelik bu film için Akay, "hayatımda yaptığım en ahlaklı iş" diyor. Yönetmen Ezel Akay'la bu filmi ve misyonunu konuştuk.

Odanın köşesinde yerde bir kadın. Karşısındaki erkek belinden kemerini çıkartıyor, belli ki birazdan dövecek... Bir köy düğünü, keyfini havaya ateş ederek göstermek isteyen birisi silahını doğrultuyor. Oradaki çocuk?.. Futbol maçı, galeyana gelmiş seyirci, çıkan olaylar hep okuduklarımızdan... Ve trafikteki şiddet. Hiçbirimiz gözümüzü kırpmadan seyredemiyoruz bu sahneleri. Son sahnede ise, artık gözümüzü kapamayıp sorumluluk alma zamanımızın geldiğini bildiriyor. İzlediğimiz film, kampanyanın ikinci filmi olan "Göz Yumma". Film çok yakında, internette, sonra da televizyonda yayınlanacak.

Trafikte Sorumluluk Hareketi kampanya çalışmalarına nasıl başladınız? Bu kampanyayı hangi duygu ve düşüncelerle kabul etiniz?

Geçen sene de aynı kampanya için TÜVTURK'le birlikte çalışmıştık. Gerek ticari reklamlarda gerekse kamu yararına yapılan reklamlarda ajans bir iletişim stratejisi kurar ve yönetmenle yapım şirketi, genelde, strateji tamamlandığında devreye girer. Burada da aynen böyle oldu. Kreatif ajans Drive Dentsu zaten bir stratejik çalışma yapıyordu. Trafikte Sorumluluk Hareketi'nin, "Kaza" filmiyle gerçekleşen bir evvelki kampanyasının mesajı, "Siz de yapabilirsiniz, bu işe sahip çıkması gereken sizsiniz"di. Bu film ise aslında "Bu işe nasıl sahip çıkabilirsiniz?"i anlatıyor. Bana "Gözlerinizi kapıyorsunuz olup bitenler karşısında" temalı bir stratejiyle geldiler. Burada Ersel Serdarlı ve ekibinin yarattığı kampanya çok ilham vericiydi. Önemli olan da zaten ilham verici olmasıdır yönetmen için. Getirilen metin ve strateji eğer bir ilham veriyorsa yönetmenin gerçek bir katkısı oluyor, yoksa bazen de film çok teknik bir işlem olarak kalıyor.

Bütün yaptığınız işlere baktığımızda, hepsinin de belirgin bir politik duruşu ve ahlakı içerdiğini görüyoruz. Bu filmde de çok politik bir duruş var.

(Gülerek) Yok canım... o söylediğinize ulaşmak çok zor. Öyle bir dünyada yaşamıyoruz. Birçok reklam ajansında, dünya görüşü çok idealist yerlerden gelen, yüzlerce reklamcı var ve bunların içinde, gerçekten çok iyi insanlar var. "İyi"yi tırnak içinde söylüyorum; iyi kalpli insan olarak. Dünyaya bir şey vermeye arzulu, dünyayı olumlu yönde dönüştürmek için bir fırsat arayan insanlarla dolu reklamcılık sektörü de, diğer birçok sektör gibi. Ama herkes ekmek parası kazanmak için çalışıyor. Ve sonuçta da yaptığımız işin gereklerine göre uzmanlaşıyor ve yaşıyoruz. Ama reklam ajanslarının arada bir denk gelen bir şansı var. Örneğin, bir kamu spotu geldiğinde, ajansta gururlu bir bayram havası eser. Drive Dentsu ekibi "Göz Yumma" konseptini bu ruhla yarattı ve ben de konsept, önüme geldiğinde, bir fırsat yakaladığımızı düşündüm. Bu film, trafikteki şiddet başta olmak üzere gerçekten göz yumduğumuz bir sürü durum için bir uyanış daveti olabilirdi. Filmi daha çarpıcı hale getirmek için bir fikir ortaya attım, kabul ettirmek için de öyle kimseyi zorlamadım. Söylediğimde, herkes hemen, büyük bir sevinçle kabul etti. Bir fikirdi, ortaya attım ve havada kapıldı.

Neydi o fikir?

Madem böyle göz yummayla ilgili bir şey yapıyoruz, o zaman bunun damarına kadar gidelim, dedim. Çünkü aslında o kampanyada söylenen şey şu: "Bu ülkede bir göz yumma, yok sayma geleneği var". O göz yumma geleneği değiştiği takdirde, o zaman her şey, trafik olsun, başka bir şey olsun, toplumsal alandaki bütün arızalar düzeltilebilir. O halde bütün göz yumduklarımızı sıralayalım, seyirci de hatırlasın o göz yummanın nasıl da damarlarımıza sindiğini, en sonunda da bunu trafiğe bağlayalım. Zaten senaryo da öyle yazılmıştı. Hangi alanlarda göz yummayla ilgili kampanyalar yapılıyor diye baktık ve onları vurgulamaya çalıştık. Çünkü elimizde kısacık bir süre var ve reklamlarda gösterdikleriniz, o konuda daha önce yapılanlardan izler taşıdığı zaman daha kolay anlaşılıyor. Sonuçta biz üç tane planla, kadına şiddet, sporda şiddet, diğeri de bireysel silahlanmanın yarattığı şiddete göz yummayı hatırladık ve trafikte göz yummayı bunların arkasına getirecek şekilde planladık. Bazen bir şey geliştirirsiniz ama sunduğunuzda müşterinin aynı noktada olmadığını görürsünüz. Burada aksi oldu, ajanstan müşteriye yani TÜVTURK'e kadar herkes, aynı fikirde olduğunu gösterdi.

Sizce bu kampanya nasıl gelişecek, film toplumdan ne gibi tepkiler alacak?

Aslında bu kampanya tartışılarak üzerinde düşündürtecek bir kampanya, özellikle tartışma yaratmasını arzu ettik. Öte yandan, çok paydaşı olan, çok tarafı olan reklam çalışmalarında reklamı yapan da veren de küçük bir tedirginlikle, acaba ne derler tedirginliğiyle çalışıyor. Biz de oturduk bu işe ne tepkiler gelebilir, o tepkileri okuyalım dedik. Benim iddiam şu: Burada gösterdiğimiz şiddete herkes küçük detaylardan başlayarak itiraz etmeye başlayacak. "Adam kadını dövüyor, göstermeyelim onu"... "Silahlar atılıyor, göstermeyelim seyirci rahatsız olur"... Futbolda şiddeti mi özendiriyorsunuz? İnsanlar hakeme doğru taş toprak atıyorlar, bunu göstermek doğru değil. Onu göstermeyelim, yumuşak geçelim." Hepimiz böyleyiz; benim argümanım, bu işe gelecek tepkilerin, bizim göstergemiz olacağı şeklindeydi. Bu trajedilere göz yummak, görmemek istiyoruz.

Ben görmek istemiyorum, bakmak istemiyorum, üstelik hiç göstermeyelim, kimse görmesin, kimse uyanmasın adeta değil mi?

Evet, bir uyandırma kampanyasında uyanmaya olan şiddetli direnç. Oysa ki, hiç kimse eline kemer almış bir erkeğe özenmez. Hatta bu sahneleri seyrettikten sonra utanır bir daha eline kemer almaya. Veya hakeme iğrenç bir şekilde şunu bunu fırlatanları gördükçe, bir daha kendisi statta hakeme kızdığında kendini frenler. En azından öyle görünmek istemez, o reklama konu olacağım diye çekinir. Aynı şekilde silah atanlar orada yaşanan felaketi gördükleri için ya atacakları varsa atmazlar veya illa atacaklarsa da, tehlikesiz bir yerde atarlar. Trafikte de yolda slalom yapmaya kalkışan herkesi yanındaki uyarır. Bu çalışmanın etkisinin bu olması beklenir, özendirmenin tersine. Biz sinema filmlerinde bir yığın cinayet görüyoruz. Biz bu filmleri seyrettiğimiz için canilerin sayısı artmıyor, canilerin sayısı zaten artıyor, filmler onu hikaye ediyorlar, ibret oluyorlar. Şiddet de böyle, şiddeti davet ediyor olabilirsiniz, özendirebilirsiniz, heyecanlı ve hatta zevkli bir olgu gibi pazarlayabilirsiniz veya gösterirsiniz ve onunla ne kadar derin bir trajedi doğduğunu anlatırsınız. Bu da bambaşka bir şey olur. Bu ülkede tahminimizden, bildiğimizden çok daha fazla tecavüz, dayak, öldürme olayları yaşanılıyor sürekli. Diziler, filmler bunlara sebep olmadı, yalnızca konunun yazılıp çizilmesine, görünür kılınmasına neden oldu. Söyleyin hangisi daha iyi, hiç konuşulmasın, gösterilmesin ama yaşansın mı yoksa gözler önüne serilsin ve gözlerimizi kapamadan dimdik olaylara bakma noktasına gelebilelim mi? Bir ayna, bir tetikleyici unsur haline gelmesi lazım çalışmanın. Ve tabii ki üstünde günlerce konuşulsun, çünkü film aslında bir hiç. Yarattığı hikâyenin tartışılmasıyla bir kamuoyu oluşur. Bazen filmin tümüyle reddedilmesiyle de muazzam bir yeni fikir doğabilir. O zaman film görevini yapmıştır. Kışkırtıcı ve uyandırıcı görevini yapmıştır. Bu anlattıklarım makul geliyorsa insanlara kesinlikle bu alanlarda tartışma çıkacak ve çok iyi bir tartışma olacak bu. Ben "TÜVTURK bunu niye yapmış?"ın ötesine geçileceğini düşünüyorum.

Böylece, film amaçladığı hedef ve mesajdan daha da kapsamlı bir neticeye ulaşmış olacak. Hedefi, trafik şiddetiyle ilgili kişisel bir rahatsızlık yaratmak ve giderek insanların sorumluluk almalarını sağlamakken, bu filmle bütün diğer gözümüzü kapadığımız ancak sorumluluk almamız gereken alanlarla ilgili de irkileceğiz, rahatsızlık duyacağız.

Umuyoruz, evet, tabii ki.

Ne zaman gösterime giriyor bu reklam filmi?

Bu film önce internette yayınlanmaya başlanacak, daha sonra yaz sonu gibi televizyon ve sinemalarda gösterime girecek. Bu genel gösterime girene kadarki süreci de izleyelim istiyorum. Şu anki kurgusuyla genel gösterime girene kadar gelecek eleştiriler sonucu kurguda ne kadar değişikliğe gidileceğini merak ediyorum.

Ben bir kehanette bulundum ve filmin şu noktalarına eleştiri gelecek dedim ve gerçekten de o noktalara eleştiriler gelmeye başladı. Şimdi bu eleştirilerin ne kadar kuvvetli ve sürekli olacağını merak ediyorum. Mesela baştaki kadına şiddet sahnesinde kemere eleştiriler hemen başladı. Bu bizi o sahneyi çıkartmaya kadar götürecek mi? Öyle olursa, bu kadar kuvvetli bir rahatsızlığın nedeni ne olabilir? O sahneyi çıkartırsak, kemerli mi, kemersiz mi daha etkili oluyor veya her iki durumda da etkide ne gibi değişiklikler oluyor. Bir de o kemerin çıkmasını isteyenlerin gerekçeleri ne? Çok önemli bu gerekçeler. Çok haklı da olabilir, bizim işaret ettiğimiz kaçma anlamına da gelebilir, O eleştirinin nasıl ve hangi argümanla yapıldığı çok önemli. Bir hikâye anlatılıyor ve onun hakkında düşünüyoruz. Hiçbir şey yok onun dışında. Bunun bir hikâye olduğu, bir davet olduğu, bizden bir tepki beklediği çok açık. Ben bu eleştirilerin hepsini de tartışmanın bir parçası olarak kabul ediyorum. Biz bir planı değiştirebiliriz. O sahneyi veya bir başkasını atabiliriz ama bunu tartışmadan yapmamalıyız. Bakın biz önce böyle kurguladık sonra şu sahneleri değiştirdik çünkü bize şöyle şöyle eleştiriler geldi, bizde onlara şöyle cevaplar verdik diye o sahnelerin altına yazalım, yine aynı etkiyi yaratmış oluruz. Benim en büyük arzum kampanya tartışmalarının da kampanyanın bir parçası olarak devam etmesi. Biz o tepkiler, tartışmalar üzerine düşünelim hep beraber ve Türkiye'yi daha iyi tanıyalım.

Tags:

Trafikte insan

by Tsh 28. June 2011 06:43

Son dört yıldır bir radyo programı olarak yayınlanan "Traji-Trafikten Beşeri Trafiğe", artık yazıya döküldü. Bu cümleyi yazmaktan gerçekten mutluluk duyuyorum. İnsanın en kutsal hakkı olan "Yaşama Hakkı"nı tehdit eden trafik kazalarının yüzde 95'i yine insanın kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu gerçeği merkez olarak aldığımızda, gerek yaya, gerekse sürücü olarak insanın, kendi davranışlarının farkında varması ve risk içeren davranışlarını iyileştirmesi için bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi bir zorunluluktur. Bu konuda yazılı ve sözlü basının rolü son derece önemli. İşte buradan hareketle 94.9 frekansından İstanbul ve çevresine bölgesel ve internet üzerinden tüm dünyaya yayın yapan Açık Radyo'da, "insan faktörü"ne ağırlık vererek, haftada bir, yarım saatlik diziler halinde trafik sistemine odaklanılarak, trajik sonuçlar veren kazaların azaltılması ve daha insanî bir trafik ortamının yaratılması için çaba gösterilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankasının 2004 yılında karayolu trafik kazalarının önlenmesine yönelik hazırladığı rapora göre, dünya genelinde trafik kazalarında ölen kişi sayısı 1.2 milyon olarak tahmin edilmekte, 50 milyon kişinin yaralandığı belirtilmektedir. Erken ölüme neden olan faktörler arasında 1990 yılında dokuzuncu sırada yer alan trafik kazalarının, 2020 yılı itibariyle üçüncü sırada yer alacağı öngörülmektedir. Trafik Mağdurları Avrupa Federasyonu'nun hazırladığı rapora göre ise, Avrupa Birliği bugün, bir yakınını kaybetmiş ya da kazada yaralanmış 200.000 aileye sahiptir. Daha da ötesi, iyileştirici tedbirler alınmaması durumunda, trafik kazalarına bağlı ölümlerin 2000-2020 tarihleri arasında dünya genelinde % 65 artması beklenmekte; bu artışın düşük ve orta gelirli ülkelerde ise, %80 oranında olacağı öngörülmektedir. Türkiye açısından duruma bakıldığında ise, IX. Ulusal Kalkınma Planı'nda sunulan mevcut durum değerlendirme bilgilerine göre, trafik kazalarından kaynaklanan yolcu-km başına düşen ölü sayısı AB ortalamasının üzerindedir. 2004 yılı istatistiklerine göre, ülkemizde 4.428 kişi hayatını kaybetmiş, 136.229 kişi de yaralanmıştır.

Kazaların artışına etki eden önemli faktörlerden birisi elbette ki her gün trafiğe çıkan araç sayısının artıyor olmasıdır. Otomobilleşme oranlarının yükselmesi, özellikle kent sakinlerinin giderek daha fazla otomobile bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır. Kent yaşayanlarının en kısa mesafelerde dahi otomobili tercih etmeye başlaması ile, yürüme, bisiklet ve toplu taşıma araçları bir alternatif olarak unutulmaktadır. Bu problemle başa çıkmanın temel yöntemi, konforlu, ucuz, yaygın ve entegre bir toplu taşıma sisteminin yapılandırılması ile bisiklet kullanımı ve yürümenin teşvik edilmesidir. Ancak, toplu taşıma araçları özelinde bakıldığında, sadece yapılandırma yeterli değildir; kullanıcıların tercih ettiği bir sistem olması da sağlanmalıdır. İşte bu noktada , "otomobile bağımlı yaşam biçimi" ile "otomobilden bağımsız yaşam biçimi" sınıflandırması önemli bir açılım sağlamaktadır. İstanbul gibi, metro, tramvay vb. transit ve hızlı ulaşım araçlarının yapılandırılmakta olduğu kentlerde, ekonomik imkanları olan kişiler, biraz da zorunluluklar neticesinde "otomobile bağımlı" yaşamaktadırlar. İşte bu kitlenin, çok iyi yapılandırılmış toplu taşıma hizmetleri sunulması halinde dahi, otomobillerinden vaz geçerek, tercihlerini toplu taşımadan yana kullanmaya başlaması özel olarak üzerine odaklanılması gereken ayrı bir konudur. 

Avrupa Kentsel Şartı'nın "Ulaşım ve Hareketlilik" ile ilgili teması altında şu temel dört prensip üzerinde durulmaktadır: Özel araçlarla seyahat hacmi azaltılmalı; hareketlilik, yaşanabilir bir kent oluşturmaya yönelik bir biçimde düzenlenmeli ve değişik ulaşım türlerine olanak tanımalı; sokaklar sosyal bir mekan olarak düzenlenmeli ve sürekli bir eğitim ve öğretim çabası gösterilmeli. 2010'da "Avrupa Kültür Başkenti" olmaya hazırlanan İstanbul için, toplu taşıma sistemleri ve bu sistemlerin tercih edilme düzeyleri, kent yaşam kültürünün önemli bir göstergesi olarak ele alınmalıdır. Ulaşım sistemleri özelinde kentlilik bilinci, "kamusal alan"ın tariflenmesi ve bu alanın kentte yaşayan tüm insanlar tarafından eşit şartlarda ve etkin şekilde kullanılması "kent kültür"ünün önemli destekleyicileridir. Dolayısıyla, otomobile bağımlı yaşam biçimini devam ettirmek isteyen bireyin, bu kişisel tercihlerini, kamusal alan ve çevreye etkisi açısından gözden geçirebilecek bilinçte olması gerekir.

İşte bu ilk bülten ile başlayarak, hem trafik kazaları ile başa çıkmak hem de oromobillerle istila edilmiş bir şehirde yaşamanın zorlukları ile başa çıkmak için tüm okuyucularımızı "otomobilden bağımsız" bir yaşama, bisiklet kullanmaya ve yürümüye davet ediyoruz. Daha da önemlisi, şehrimizin sokaklarını, otomobillerden "geri istemeye" davet ediyoruz. Her ay bir caddenin kapatılacağı etkinliklere katılımınız ile bu talebimizi daha güçlü bir şekilde duyurma imkanına sahip olacağız.

O halde hep bilikte "Ayda Bir Gün Sokak Bizim" diyelim…

Tags:

Otomobilleşme, küresel ısınma, trafik kazaları & davranışlarımızın dinamikleri.

by Tsh 29. April 2011 06:33

Küresel ısınma ve trafik kazalarının aynı nedenlerden beslenen problemler olduğunu söylemek sanırım çok iddaalı olmaz. Bu nedenler, özellikle ülkemizde yıllardır izlenen kara yolu ağırlıklı ulaşım politikaları, buna bağlı ortaya çıkan otomobil merkezli ulaşım sistemleri ve bu ortamsal koşullara uyum sağlayan insan davranışları çok genel üç kategori olarak ele alınabilir.

Bu nedenleri sırasıyla inceleyecek olursak, IX. Ulusal Kalkınma Planı'nda, ülkemizde taşıma türleri arasında dengesiz ve verimsiz bir ulaşım sisteminin var olduğu, yurt içi yük taşımacılığında kara yollarının payının %90 seviyesine ulaştığı, deniz yolu yük taşımalarının payının %2,8 seviyesine gerilediği ve demiryolu taşımalarının %4,7 olduğu belirtilmektedir.

Özellikle kent içi ulaşımda, toplu taşıma, bisiklet kullanımı ve yürüme olanaklarını zayıflatan, otomobil merkezli ulaşım sistemleri, hem çevre için hem de bireyin can güvenliği açısından bir tehdit durumunda. Trafik İstatistik Yıllığı verilerine göre, Türkiye'de otomobillerin tüm motorlu taşıtlara oranı 1973 yılında %34,8 iken, 2002 yılında %53,7 olmuştur. İstanbul'da trafiğe çıkan tüm motorlu taşıtların % 0,4'ü resmi amaçlı, %88,1'i hususi amaçlı ve % 11,5'i ticari amaçlı araçtır. Otomobillerin İstanbul'da hususi amaçlı kullanım oranı ise, %98,5'dir.

Trafik kazaları açısından bakıldığında, meydana gelen kazaların %54'ü otomobillerin karıştığı kazalardır. Otomobilli kazaların, % 40,76'sı yerleşim yerlerinde meydana gelirken, sadece % 13,41'i yerleşim dışında gerçekleşmektedir. Bu oranlar, otomobillerin trafik kazaları açısından kritik bir belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu noktadan hareketle, otomobilleşmenin artması ile trafikte insan yaşamı için risklerin de arttığı çıkarımında bulunabiliriz.

Bugün dünyada, petrol tüketiminin %48'inin ulaşım sektöründen ve sera etkisini doğuran gazlar arasında yer alan karbondioksit emisyonunun en az %28'inin ulaşım araçlarından kaynaklandığı düşünülecek olursa, en ciddi tehditlerden birisi "çevre"ye yöneliktir. Ulaşım araçlarından kaynaklanan emisyonun içinde, sadece kara yolu ulaşımının payı %84 dolayındadır.

İnsanların çevre, trafik, insan hakları, eşitlik vb. toplumsal konularla ilgili tutumları ve davranışlarını psikoloji perspektifinden çok yönlü analiz etmek mümkün. Bu amaçla, öncelikle toplum içinde yaşamamızı sağlayan davranışların nasıl şekillendiğine bakmak yararlı olabilir. Bilindiği gibi, toplumsal yaşamın şartları hukuk, din, ahlak kuralları ve sosyal normlar tarafından şekillenmektedir. Bu kurallar, bireyin hangi davranışlarının toplum tarafından kabul edilen, yani istenen, hangilerinin ise, istenmeyen davranışlar olduğu hakkında bilgi sağlar. Birey, tüm hayatı boyunca, girdiği sosyal ortamlarda, aile içinde, eğitildiği okullar, çalıştığı ve hizmet aldığı kurumlardaki deneyimleri esnasında sürekli öğrenmektedir. Ayrıca, sadece kendi deneyimleriyle değil, diğer insanların davranışlarını gözlem yoluyla da öğrenmektedir. Tüm bu deneyimler ve gözlemler, devamlılık gösteren bir süreç olan "sosyalleşme" için bir esastır. Bazı davranışların tanımı, bu kural sistemleri tarafından tutarlı, açık ve kişisel tercihlere imkan bırakmadan yapılmaktadır. Örneğin, hırsızlığın istenmeyen bir davranış olduğunda hemen herkes hem fikirdir; hukuk, din, ahlak ve normlar aynı şeyi söyler. Ancak, çevre koruma ve trafik güvenliği açısından, bu konulara özel bir önem atfetmeyen ülkelerde -özellikle ülkemizde-, bu tutarlılık ve netlikte tanımlar bulmak çok da kolay değil. Çocukluğumuzun, çevre koruma, trafik güvenliği gibi konularda olumlu örnek davranışlar ve toplumsal kurallar açısından zengin bir ortamda geçmemesi, bu konularda olumlu tutumların oluşumunu zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla, konu ister küresel ısınmaya etkisi olan tüketim davranışları, ister trafik güvenliği kurallarına uyulması, isterse otomobile bağımlılık olsun, bireysel tercihlere bırakılmış konular olması hepsi için ortak bir paydadır. Tabii ki, bireysel özgürlükler açısından bu durum pek de eleştiriye açık olmayabilir; ama ne pahasına özgür olunduğu konusunda bilinçlenmeye ihtiyacımız var.

Küresel ısınma konusunda yıllardan beri bilinç yaratmaya çalışan kişi ve kuruluşlar, sadece Türkiye'de değil, dünyada da, insanların, bu yıl aniden konu hakkında duyarlı hale gelmesi karşısında belki de şaşkınlıklarını gizlemekte zorluk çekiyordur. Buzdağlarının hızla eridiğini, kutup ayılarının açlıktan öldüğünü ispatlayan resim ve video kayıtları sunulmaya, şehrimize düşen yağışın azlığı nedeniyle, su rezervleri hakkında sayısal değerler kanıt olmaya başlayınca herkes için risk anlaşılır hale geldi. Bu durumu, teknik olarak, insanın somut ve soyut düşünme becerileri arasındaki farklılık ile açıklayabiliriz. Somut düşünme, doğrudan tecrübeye dayanan bir düşünme şeklidir; birey, edindiği bir bilgiyi grafik ve de fonksiyonel düzeyde çevresi ile ilişkilendirmek ister. Soyut düşünme ise, bilinen kavramları yeni durumlara ve ortamlara uyarlayabilme, soyutlama ve genellemelerden yararlanabilme yetisiyle tanımlanan bir düşünce biçimidir. Önceden tahmin etme, sembolik düşünme, çıkarımda bulunma, varsayımlarla düşünebilme bu düşünce biçimi ile ilgilidir. Henüz gerçekleşmeyen ve ne zaman gerçek olacağı bilinmeyen durumlar hakkında düşünmek, soyut düşünme becerisini gerektirir ve varsayımsal olarak, çeşitli şartlar gerçekleşirse bir sonucun ortaya çıkacağı konusunda çıkarımda bulunmak gerekir. Dolayısıyla, insanlar, soyut düzeyde düşünümediği durumlarda, küresel ısınmanın etkilerini, yaşadığımız zaman ve mekanda -şimdi ve burada- gözleyene kadar beklemeyi tercih ediyor.

Bu durum, davranışın dinamikleri açısından da kabaca açıklanabilir. Davranış, bireyin zihinsel süreçleri, ihtiyaçları, duygularıyla ilgili içsel faktörler ile çevreden gelen uyaranlar ve ortam koşulları gibi dışsal faktörler tarafından tetiklenir. Örneğin, kişinin şehir içi ulaşımda otomobili tercih etmesi üzerinde, şehrin otomobil merkezli yapılanması bir etken olabileceği gibi, kişinin otomobili, yaşam tarzının ve kimliğinin önemli bir göstergesi olarak algılaması da bir etkendir. Diğer taraftan, davranışı takip eden sonuçlar, ödüller ya da cezalar da davranışı biçimlendirir ve bu açıdan en güçlü etkiye sahip sonuçlar, davranışın hemen ardından gelen, belirsizlik içermeyen sonuçlardır. Yani, bugün toplu taşım alternatifleri olsa dahi, otomobil kullanmayı tercih eden, dolayısıyla, fosil yakıt tüketerek, küresel ısınmaya etki eden bir kişi, çevre açısından yarattığı zararın hemen ve şimdi farkına varamamaktadır. Dolayısıyla, davranışı takip eden olumsuz sonuçlar çok güçlü algılanamadığı için şekillendirici gücü de azalmaktadır. Trafik kurallarına uyma davranışından yola çıkarak bir örnek verecek olursak, trafik ışıklarında zaman kaybetmek istemediği için kırmızı ışıkta geçen bir sürücü için, "zaman kazancı", hemen ortaya çıkan ve kesinliği olan bir sonuçtur. Oysa, polisin kırmızı ışık ihlalini belirlemesi ve ceza kesmesi, her kırmızı ışık ihlalinde mümkün olmadığı için, geç ortaya çıkan bir sonuçtur, hatta kimi zaman polis görse dahi ceza kesilmemektedir, bu sebeple de belirsizlik içermektedir. Davranışın ardından gelen bir ödülün ya da cezanın ne olduğu durumdan duruma değişiyorsa ve ne zaman ortaya çıkacağı belirsizse, davranış üzerindeki etkisi düşer. Gerek küresel ısınma gerekse trafik kazaları, bireyin davranışlarının ardından hemen ortaya çıkmayan sonuçlar olduğu için, "milyonlarca özel oto sürücüsü, kendi yararlarını destekleyen rasyonaliteleri uğrunda otomobillerini, iş, alışveriş ve zevk için kullanırken, yüksek oranda enerji tüketimi, trafik tıkanıklığı ve kolektif düzlemde- toplumsal ve ekonomik düzlemde- çevresel bozulma gibi sorunlara neden" (Freund, Martin, 1996, s.21) olduklarının farkında varmazlar.

Otomobilin, ülkeler düzeyinde, ekonomik gelişmişliğin ve bireysel düzeyde, ekonomik gücün göstergelerinden birisi olarak kabul edilmesi nedeniyle, küresel ısınma ve trafik kazaları açısından taşıdığı tetikleyeci rol fark edilememektedir. Otomobil merkezli ulaşım yaklaşımları bu farkındalığın gelişmemesi için çok önemli bir geri plan oluşturmaktadır. Bu sebeplerle, öncelikle, belediyelerin, toplu taşıma araçlarını, bisiklet kullanmayı ve yürümeyi tercih eden kent sakinleri için, otomobile alternatif olacak, konforlu, temiz ve güvenli ulaşım imkanları sunması bir zorunluluktur.

Kaynaklar

  • Aylık Trafik İstatistikleri (Ocak 2007). Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı, http://www.egm.gov.tr/teadb/Ocak07/orta.htm
  • Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007 – 2013), 1 Temmuz 2006 Cumartesi, Mükerrer Resmî Gazete Sayı : 26215
  • Freund, P., Martin, G. (1996). Otomobilin Ekolojisi. İstanbul: Ayrıntı Yayınları
  • Peden, M., Scurfield,R., Sleet, D., Mohan, D., Hyder, A.A, Jarawan, E., Mathers, C. (2004). World Report On Road Traffic Injury Prevention, Geneva: World Health Organization (Nlm Classification: Wa 275).
  • The White Paper On The European Transport Policy, European Transport Policy For 2010: Time To Decide On (2001), The European Commission (Com(2001) 370 Final, 12.9.2001).
  • Trafik İstatistik Yıllığı (2002), Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı, Ankara

Tags:

Güvenli Taşıt Hareketi Eğitimleri

by Tsh 3. November 2010 07:17

Taksi şoförleri, dolmuş-minübüs şoförleri, kamyon ve tır şoförleri ile 17 ilde bir araya geldik.

Güvenli Taşıt Eğitimi

Güvenli Taşıt Hareketi (GTH) Eğitimleri ile ticari araç sürücülerine ulaşılması hedeflendi.

GTH Eğitimlerinin illerdeki organizasyonu Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Fedarasyonu (TŞOF) işbirliği ile gerçekleşti. Eğitim salonları TŞOF desteği ile ayarlandı. Ticari araç şoförlerinin eğitimlere katılması için duyurular TŞOF tarafından yapıldı.

İlk durak Edirne idi... Sonraki iller sırası ile Bursa, Eskişehir, Konya, Ankara, Samsun, Kayseri, Van, Diyarbakır, Gaziantep, Erzincan, Adana, Mersin, Antalya ( 2 eğitim), İzmir, Denizli ve İstanbul şeklinde oldu.

   

Güvenli Taşıt Eğitimi yapılan iller

Eğitimler yaklaşık 1 saat sürdü.

Eğitim akışı şöyle oldu. Önce öntest yapıldı; katılımcıların eğitim içeriği ile ilgili bilgi düzeyleri ölçüldü. Eğitim sonunda öntest sorularından oluşan bir soru formu; son test olarak yeniden verildi. Böylece eğitim sonunda katılımcıların bilgi düzeyindeki değişikliğin ölçülmesi hedeflendi.

Öntest-Sontest Uygulaması

Eğitim içeriği hazırlanırken, ticari araç şoförlerinin trafik güvenliği açısından en çok ihtiyaç duyabilecekleri konuların gündeme getirilmesine özen gösterildi. Eğitim modülü Zeynep M. Türkmen Sanduvaç tarafından hazırlandı. Eğitim katılımcılarla karşılıklı etkileşim içinde verildi.

GTE katılımcılarla etkileşim halinde verildi.

Eğitim kapsamında şu konular ele alındı.

Öncelikle, Trafikte Güvenliğin 3 Unsuru kapsamında Yol - Taşıt - Sürücü üzerinde duruldu. Yol özelliklerine değinildi. Güvenli Taşıt açısından aktif ve pasif güvenlik önlemleri anlatıldı. Sürücü ile ilgili olarak sık yapılan sürücü hataları üzerinde duruldu.

Ayrıca acil yardım ve ilk müdahale başlığı altında kazazedeye nasıl davranılacağı ve taşıtta bir yangın durumunda nasıl müdahale edileceği konuları ele alındı. Bunlara ek olarak da trafikte stres ve trafikte stres ile başetme yöntemleri üzerinde duruldu. Ticari araç şoförlerinin eğitimlere ilgisi sevindirici düzeyde idi. Hem eğitime katılan kişi sayısı açısından hem de eğitim sırasındaki katılımcıların eğitime yaklaşımı açısından doyurucu eğitimler yapıldı.

Pek çok ilde eğitimlere yoğun katılım oldu. Katılımcılar eğitimden memnun kaldıklarını, eğitimden yararlandıklarını yazılı ve sözlü değerlendirmelerde ifade etmişlerdir. Katılımcılara eğitimde en çok nelerden hoşlandıklarını sorduk. Aldığımız yanıtlar ağırlıklı olarak, eğitim içeriğinin net ve anlaşılır olması, yararlı bilgiler verilmesi ve eğlenceli anlatım olması şeklindeydi.

   

Nefes egzesizi uygulaması ile gülmenin ve hareket etmenin/ egzersiz yapmanın önemine örnek olarak 'köşe kapmaca' oyunundan çok hoşlandıklarını belirtmişlerdir.

  

Köşe kapmaca oyunu

Eğitimin son bölümünde yapılan bu uygulamalar sırasında, katılımcıların neşeli ve aktif katılımı 'içlerindeki çocukları' serbest bırakarak kendilerini uygulamaya kaptırmalarını izlemek bütün grup için eğlenceli oldu.

Eğitimler de bu 'keyifli hava' ile son buldu. Eğitim sonrası katılımcılara GTE Şapkası ve İlkyardım Çantası anı olarak verildi.

   

Her katılımcıya ilkyardım çantası, şapka ve Güvenli Taşıt Kartı verildi.

Eğitim sonrası katılımcılara yiyecek-içecek ikramında bulunuldu. Ramazan ayına denk gelen eğitimlerde 'iftar yemeği' verildi. Bu zaman içinde de katılımcılar trafik konusunda deneyimlerini konuşmaya devam ettiler.

   

Eğitim sonrası yemek ikramı yapıldı.

Bitirirken...

Güvenli Taşıt Eğitimlerine il yöneticileri düzeyinde katılım olması bizleri çok memnun etti. Genellikle İl Emniyet-trafik yetkilileri, Karayolları yetkilileri, Araç Muayene İstasyonları İş Ortakları ve TŞOF- Esnaf ve Sanatkarlar Odası temsilcileri eğitimlere katıldı.

   

     Pek çok ilde, emniyet-trafik yetkilileri de eğitime katıldı.

Bu katılımlarda il düzeyinde en üst yönetimin tam kadro ile katılımı Erzincan'da gerçekleşti.

  

Erzincan Valisi Sn. Abdülkadir Demir, Erzincan Milletvekili Sn.Sebahattin Karakelle, Belediye Başkanı Sn. Yüksel Çakır, Emniyet Müdürü Sn.Mehmet Tüzel, Esnaf Odaları Birliği Başkanı Sn. Necmettin Ünal,Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sn. Aydın Yalvaç en başından sonuna kadar çalışmaya katıldı.

Son olarak...

Güvenli Taşıt Hareketi Eğitimleri kapsamında 6 Mayıs- 25 Ağustos tarihleri arasında 17 ilde yapılan 18 eğitimin gerçekleşmesi için pek çok kişinin emeği geçti.

İllerde eğitim organizasyonlarına içten destek veren TŞOF, eğitim salonunun ayarlanması, düzenlenmesi ve eğitimin sorunsuz şekilde yapılabilmesi için titiz şeklide çaba gösteren Efor Organizasyon ile Trafikte Sorumluluk Hareketi Kampanyası'nın danışman kuruluşu SU CSR ekibinin özverili çabaları olmasa idi eğitimlerin bu şeklide gerçekleşmesi mümkün olamazdı.

Tags:

Ezel Akay'dan "Kamera Arkası"

by Tsh 23. July 2010 11:07

Şu anda yeryüzünde, tüm toplumların, tüm insanların üzerinde uzlaştığı, her topluma ve kültüre mükemmelen uygulanabilen, kimsenin "örf ve adetlerine" ters düşmeyen tek bir kurallar/kanunlar kümesi var: Trafik Kuralları!

Öyle kurallar ki, bunlara uymayan zarar görür veya zarar verir.

Hepsi gayet rasyonel/akılcıdır.

Yaklaşık 100 yıllık bir deneyimin sonunda standartlaşmıştır.

Bu kurallara karşı ne toplumsal ne de kişisel seviyede itiraz gelmez.

Bu kurallara uymamanın sonuçları, önceden, herkes tarafından neredeyse aynı şekilde bilinir ve kabul edilir.

 

İşte bütün bu nedenlerle trafik kuralları hepimizin, tüm insanlığın üzerinde uzlaştığı, tek "gerçek demokratik kurallar bütünü"dür. Mükemmel bir demokraside hayatı düzenleyecek kanun ve kuralların neler olabileceğini tahayyül etmek isteyen herkes için trafik kuralları çok iyi bir örnektir.

Basit-kesin-kolayca öğrenilebilir-uygulanabilir ve en önemlisi, her bireyin kabul ve katılımını gerektiren kurallar!

İşte TüvTurk’un geliştirdiği ve paydaşlarıyla birlikte hayata geçirdiği bu kampanyanın kalbi bu son tanımdan besleniyor: her bireyin kabul ve katılımı!

"Katılın ve uygulayın! Ne bir üst otoriteye, sultana, diktatöre, başkana, şeyhe, amire, babaya, ağabeye, mahkemeye, hakime, ne de trafik polislerine ihtiyaç duymadan da bu kuralları işletebilirsiniz. Her şey size bağlı, sizin katılımınız, sizin sorumluluğunuz, yolları (dünyayı), güvenli (ve yaşanabilir) kılmaya yetecektir!"

Bu kampanyanın tanıtım araçlarından en önemlisi olan filmlerde ünlü ama sorumlu dostlarımız, Kenan Işık, Kenan İmirzalioğlu, Hepsi grubu, hepimizin yoğun trafikte gördüğü akıl almaz sorumsuzlukları ve hataları acı acı izliyor ve bizi dostça, neredeyse "bağrı yanık" bir içtenlikle "mutfağa" bir şeyler yapmaya davet ediyorlar. Ayrıca Animasyon filmlerimizde aynı davet bu kez çocuksu bir saflık ve açıklıkla tekrar ediliyor.

Ama, filmlerin yapımcılarının ve yönetmeninin kalbini çalan nefis bir ana film senaryosu oldu. Bizden istenen, bu sorumluluğu can damarlarında hisseden "alelade vatandaş"ın nasıl bir kahramana dönüşebileceğini göstermekti:

Freni tutmayan (bakımsız) bir otomobilin şehir içinde yaratacağı trajediyi önlemeye çalışan gündelik hayatın içinden insanlar, fantastik bir ilhamla, kararlılıkla, kendilerini bile tehlikeye atacak şekilde, duraksamaksızın harekete geçiyor ve  "ejderha"nın ağzından masumu alıyorlar! Birer şövalye gibi, birer "süper kahraman" gibi, nerdeyse fantastik bir şekilde, koşuyor, uçuyor, engelleri aşıyor ve arabayı durduruyorlar.

Fonda Puccini’nin Turandot operasından bir arya duyuluyor, Ferhat Göçer tatlı ama yakıcı sesiyle hepimize sesleniyor: Nessun Dorma! Kimse uyumasın!

Kimse Uyumasın! Kimse Uyumasın!
Ey gece, dağıl!

Yıldızlar, inin! Yıldızlar, inin!

Şafak vakti ben kazanacağım!
Kazanacağım, kazanacağım!

Gerisi teknik, efekt, kurgu, zenaat ve yüzlerce kişinin emeği! Benden istenen belki bunları,"Kamera Arkası"nı, anlatmamdı, ama işte, gönlümün kamerası başka şeyler çekiyor:

Trafikte 10 yılda 90 bin ölü ve 1.500.000 yaralıyla, çok ama çok şey kaybetmiş bir "demokrasi"nin, artık kazanma vakti gelmiştir!

Anlatan EZOP

Tags:


Trafikte her an, sorumlu davran!

Etiket Bulutu