Trafikte insan

by Tsh 28. June 2011 06:43

Son dört yıldır bir radyo programı olarak yayınlanan "Traji-Trafikten Beşeri Trafiğe", artık yazıya döküldü. Bu cümleyi yazmaktan gerçekten mutluluk duyuyorum. İnsanın en kutsal hakkı olan "Yaşama Hakkı"nı tehdit eden trafik kazalarının yüzde 95'i yine insanın kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu gerçeği merkez olarak aldığımızda, gerek yaya, gerekse sürücü olarak insanın, kendi davranışlarının farkında varması ve risk içeren davranışlarını iyileştirmesi için bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi bir zorunluluktur. Bu konuda yazılı ve sözlü basının rolü son derece önemli. İşte buradan hareketle 94.9 frekansından İstanbul ve çevresine bölgesel ve internet üzerinden tüm dünyaya yayın yapan Açık Radyo'da, "insan faktörü"ne ağırlık vererek, haftada bir, yarım saatlik diziler halinde trafik sistemine odaklanılarak, trajik sonuçlar veren kazaların azaltılması ve daha insanî bir trafik ortamının yaratılması için çaba gösterilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankasının 2004 yılında karayolu trafik kazalarının önlenmesine yönelik hazırladığı rapora göre, dünya genelinde trafik kazalarında ölen kişi sayısı 1.2 milyon olarak tahmin edilmekte, 50 milyon kişinin yaralandığı belirtilmektedir. Erken ölüme neden olan faktörler arasında 1990 yılında dokuzuncu sırada yer alan trafik kazalarının, 2020 yılı itibariyle üçüncü sırada yer alacağı öngörülmektedir. Trafik Mağdurları Avrupa Federasyonu'nun hazırladığı rapora göre ise, Avrupa Birliği bugün, bir yakınını kaybetmiş ya da kazada yaralanmış 200.000 aileye sahiptir. Daha da ötesi, iyileştirici tedbirler alınmaması durumunda, trafik kazalarına bağlı ölümlerin 2000-2020 tarihleri arasında dünya genelinde % 65 artması beklenmekte; bu artışın düşük ve orta gelirli ülkelerde ise, %80 oranında olacağı öngörülmektedir. Türkiye açısından duruma bakıldığında ise, IX. Ulusal Kalkınma Planı'nda sunulan mevcut durum değerlendirme bilgilerine göre, trafik kazalarından kaynaklanan yolcu-km başına düşen ölü sayısı AB ortalamasının üzerindedir. 2004 yılı istatistiklerine göre, ülkemizde 4.428 kişi hayatını kaybetmiş, 136.229 kişi de yaralanmıştır.

Kazaların artışına etki eden önemli faktörlerden birisi elbette ki her gün trafiğe çıkan araç sayısının artıyor olmasıdır. Otomobilleşme oranlarının yükselmesi, özellikle kent sakinlerinin giderek daha fazla otomobile bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır. Kent yaşayanlarının en kısa mesafelerde dahi otomobili tercih etmeye başlaması ile, yürüme, bisiklet ve toplu taşıma araçları bir alternatif olarak unutulmaktadır. Bu problemle başa çıkmanın temel yöntemi, konforlu, ucuz, yaygın ve entegre bir toplu taşıma sisteminin yapılandırılması ile bisiklet kullanımı ve yürümenin teşvik edilmesidir. Ancak, toplu taşıma araçları özelinde bakıldığında, sadece yapılandırma yeterli değildir; kullanıcıların tercih ettiği bir sistem olması da sağlanmalıdır. İşte bu noktada , "otomobile bağımlı yaşam biçimi" ile "otomobilden bağımsız yaşam biçimi" sınıflandırması önemli bir açılım sağlamaktadır. İstanbul gibi, metro, tramvay vb. transit ve hızlı ulaşım araçlarının yapılandırılmakta olduğu kentlerde, ekonomik imkanları olan kişiler, biraz da zorunluluklar neticesinde "otomobile bağımlı" yaşamaktadırlar. İşte bu kitlenin, çok iyi yapılandırılmış toplu taşıma hizmetleri sunulması halinde dahi, otomobillerinden vaz geçerek, tercihlerini toplu taşımadan yana kullanmaya başlaması özel olarak üzerine odaklanılması gereken ayrı bir konudur. 

Avrupa Kentsel Şartı'nın "Ulaşım ve Hareketlilik" ile ilgili teması altında şu temel dört prensip üzerinde durulmaktadır: Özel araçlarla seyahat hacmi azaltılmalı; hareketlilik, yaşanabilir bir kent oluşturmaya yönelik bir biçimde düzenlenmeli ve değişik ulaşım türlerine olanak tanımalı; sokaklar sosyal bir mekan olarak düzenlenmeli ve sürekli bir eğitim ve öğretim çabası gösterilmeli. 2010'da "Avrupa Kültür Başkenti" olmaya hazırlanan İstanbul için, toplu taşıma sistemleri ve bu sistemlerin tercih edilme düzeyleri, kent yaşam kültürünün önemli bir göstergesi olarak ele alınmalıdır. Ulaşım sistemleri özelinde kentlilik bilinci, "kamusal alan"ın tariflenmesi ve bu alanın kentte yaşayan tüm insanlar tarafından eşit şartlarda ve etkin şekilde kullanılması "kent kültür"ünün önemli destekleyicileridir. Dolayısıyla, otomobile bağımlı yaşam biçimini devam ettirmek isteyen bireyin, bu kişisel tercihlerini, kamusal alan ve çevreye etkisi açısından gözden geçirebilecek bilinçte olması gerekir.

İşte bu ilk bülten ile başlayarak, hem trafik kazaları ile başa çıkmak hem de oromobillerle istila edilmiş bir şehirde yaşamanın zorlukları ile başa çıkmak için tüm okuyucularımızı "otomobilden bağımsız" bir yaşama, bisiklet kullanmaya ve yürümüye davet ediyoruz. Daha da önemlisi, şehrimizin sokaklarını, otomobillerden "geri istemeye" davet ediyoruz. Her ay bir caddenin kapatılacağı etkinliklere katılımınız ile bu talebimizi daha güçlü bir şekilde duyurma imkanına sahip olacağız.

O halde hep bilikte "Ayda Bir Gün Sokak Bizim" diyelim…

Tags:

Add comment


(Will show your Gravatar icon)

  Country flag

biuquote
  • Comment
  • Preview
Loading




Trafikte her an, sorumlu davran!

Son Yazılar