Trafik güvenliği – bir işletmenin sorumluluğu nereye kadardır?

by Tsh 10. March 2014 07:14

Karayolu trafiği, günümüzde çoğunlukla kamu kurumları tarafından yönetilen ve düzenlenen bir olgudur. Kimi ülkelerde özel sektör tarafından işletilen ücretli karayolları olsa da, karayollarının yapımı, bakımı ve yönetimi; araç standartlarının belirlenmesi ve denetlenmesi; sürücü eğitimi sisteminin düzenlenmesi, yönetilmesi ve denetlenmesi; sürücülerin belgelendirilmesi ve denetlenmesi; trafik güvenliğine ilişin mevzuatın oluşturulması, geliştirilmesi ve uygulanması; trafik güvenliği politikalarının belirlenmesi ve uygulanması gibi hayati görevler, çoğunlukla kamu kurum ve kuruluşları tarafından (kimi durumlarda özel sektör kurumları ile iş birliği içinde) üstlenilmektedir.

Örneğin, karayollarının yapımı, bakımı ve yönetimi için kamu kurumları ihaleler açarak özel sektörle iş birliği kurabilirken, bu görevleri kendi başlarına da yerine getirebilmektedir. Sürücülerin eğitimi konusunda özel sektör kuruluşları ile iş birliği kurulabilirken, belgelendirme yetkisi çoğunlukla kamu kurumları tarafından yapılmaktadır. Bu pencereden bakıldığında, karayolu trafik güvenliği, aslen kamu kurumlarının sorumluluk alanına girmektedir.

Bununla birlikte, ülkemizde özellikle 90’ların ortasından itibaren uygulamalarına şahit olduğumuz kurumsal sosyal sorumluluk, bir kurumun sorumluluklarını ve kapsamını yeniden tanımlayan bir yaklaşım olmuştur. Kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) yaklaşımı, bir kurumun her şeyden önce faaliyet alanına odaklanmasını anlamlı bulur. Örneğin, bir bilgi teknolojileri şirketinin, ürünlerinin daha az enerji tüketmesini hedeflemesi; toplumda bilgi teknolojilerinin doğru ve verimli kullanılması konusunda farkındalığı geliştirmeye çalışması; bilgi teknolojileri alanında duyulan nitelikli insan gücünün yetişmesine katkıda bulunması; geliştirdiği ürün veya çözümlerle eğitimde eşitsizliğin giderilmesine katkıda bulunmaya çalışması doğrudan faaliyet alanıyla ilgili faaliyetler olacaktır.

Peki, karayolu trafik güvenliği konusu hangi kurumların faaliyet alanına girmektedir? Bu soru karşısında ilk akla gelenler şunlardır: araç üreticileri, parça üreticileri, lastik üreticileri, araç muayene istasyonları, yetkili servisler, ilgili kamu kuruluşları, karayolu alt ve üst yapılarını üreten kamu ve özel sektör kuruluşları ve daha niceleri...

Karayolu trafiği, doğası gereği herkesin ve her kurumun etkisi olan ve herkesin ve her kurumun etkilendiği bir olgu. Bazı kurumların faaliyetini karayollarında insan ve/veya yük taşımacılığı oluştururken, bazı kurumlar faaliyetlerini sürdürebilmesi için (insan ve/veya yük taşımadan) çalışanlarının karayollarında araç kullanması gerekiyor.

Aslında trafik güvenliği iş hayatımızın ayrılmaz bir parçası: Her gün evden işyerine, işyerinden de evimize, çeşitli araçları kullanarak ulaşıyoruz.

Kurumsal sosyal sorumluluk, her işletmenin paydaşlarının ihtiyaçlarının ve kurumdan beklentilerinin karşılanmasını, paydaş yönetiminin ayrılmaz bir unsuru olarak kabul eder. İşte, özellikle iş tanımı gereği ve/veya işinin ayrılmaz bir parçası olarak yaya, yolcu veya sürücü olarak trafiğe çıkan çalışanların güvenliği, bir işletmenin asli sorumlulukları arasında tanımlanmaktadır.

Zira son dönemde çıkan yasalarla, işçi sağlığı ve güvenliğinin tanımı ve kapsamı genişletilmiştir. İş gereği trafiğe çıkan çalışanların bu konuyla ilgili gerekli eğitimlerden geçirilmesi şart koşulurken, iş için trafikte bulunan çalışanların başına gelen olaylar iş kazası olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, birçok kurumun günlük faaliyetlerinin içinde yer alan karayolu trafiği, kurumların güvenlik politikaları içinde kendine yer bulmaya başlamıştır.

Peki, bir işletme trafik güvenliğini artırmaya yönelik çalışmalarını sadece araç kullanan çalışanları için mi gerçekleştirmelidir?

Günümüzde, gerek araç ve sürücü sayısının artması, gerekse ulaşım ağlarının gelişmesi ve zenginleşmeye bağlı olarak, dünyadaki karayolu trafiğinde görülen çarpışmalar artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından derlenen verilere göre, tüm dünyadaki ölüm ve yaralanma nedenleri arasında trafik çarpışmalarının payı gittikçe artıyor. 2010 yılında, tüm dünyada 1,3 milyon insan hayatını trafik çarpışmalarında kaybederken, trafik çarpışmaları tüm ölüm nedenleri arasında 9. sırada yer alıyordu. Hiçbir şey yapılmaması hâlinde, 2030 yılında ölüm nedenleri arasında 5. sıraya yükseleceği öngörülmüştür. Türkiye de, trafik çarpışması sayısı, bunlardan kaynaklanan ölüm ve yaralanmalar ile maddi kayıplar açısından karnesi zayıf olan ülkelerin başında geliyor.

Bu rakamlar, trafik güvenliğinin toplumsal bir mesele olduğunu gözler önüne seriyor. Dolayısıyla, trafik güvenliği ile ilişkili bir alanda faaliyet gösteren işletmelerin, bu toplumsal soruna yönelik eğitim, farkındalık ve iletişim faaliyetleri düzenlemesi, paydaşlarının beklentileri arasında yer almaktadır.

Bu yüzden, trafik güvenliğinin kapsamına giren herhangi bir alanda faaliyet gösteren işletmelerin, öncelikle ürünlerinin gereğince kullanılmasını sağlamak adına paydaşlarına yönelik eğitim ve bilgilendirme etkinlikleri düzenlemesi; özel hedef gruplara ve topluma yönelik uygulamalar ve etkinlikler gerçekleştirmesi, toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmanın yanında, söz konusu işletmenin kurumsal performansını ve itibarını da destekler.

 

Yazı: Yasin Emre Kara, Benchmark
www.benchmark.com.tr

 

Tags:

Add comment


(Will show your Gravatar icon)

  Country flag

biuquote
  • Comment
  • Preview
Loading




Trafikte her an, sorumlu davran!

Son Yazılar